Bencillik Üzerine

İkili ilişkilerinizde o kadar bencilsiniz ki. Şu hayatta önemsenecek tek hayatın kendi hayatınız olduğunu düşünüyorsunuz. Birini hayatınızdan çıkarırken o kadar iğrenç bir yol seçiyorsunuz ki. Karşınızdakinin canının ne kadar yandığını da kırıldığını da üzüldüğünü de umursamıyorsunuz. Düşündüğünüz tek şey kendi hayatınızın nasıl gittiği. Başkasının hayatını tepetaklak ediyorsunuz ve bundan bir gram rahatsızlık duymuyorsunuz. Uçurumda olan bir insanı itmekten de yere düşeni tekmelemekten de utanmıyorsunuz. O uçurumdaki insan da yere düşen kişi de siz olmadığınıza göre ortada sorun yok değil mi ? Düşünceniz böyle, evet. Çünkü bencil ve hiçbir şeyin kıymetini bilmeyen birisiniz.

Yola çıktıklarınızı yolda bulduklarınızla değiştiriyorsunuz. En başında sizin yanınızda olanı sanki gözünüze perde inmişçesine kör olmuşçasına harcıyorsunuz. Ve bu davranışınızın sebebini şöyle açıklıyorsunuz : “Çünkü onu daha yeni tanıyorum.” Eskiden beri samimiyetinizin olduğu insan gitmez çünkü. Sizin her zaman yanınızda olan insanlar sizi sevdikleri için yanınızdalar ve siz onlara paspasın altındaki anahtar muamelesi yapıyorsunuz. Yenisine koşarken eskisini ayaklarınızın altına alıp canını çıkarana kadar eziyorsunuz.

Yeni bir flört buldunuz diye övgüler dizdiğiniz eski flörtünüzü, yeni bir arkadaş ya da sevgili buldunuz diye en yakın arkadaşım dediğiniz insanı aranızda hiçbir şey olmamış gibi yaşananlara saygı bile duymadan hoş olmayacak şekilde hayatınızdan çıkarmayın. Karşınızdakine değilse bile anılara ve söylenmiş sözlere saygı gösterin.

Ne zaman düşeceğinizi bilemezsiniz. Düştüğünüzde kimin el uzatıp uzatmayacağını da. İşin ucunda iki şey olabilir: Güvenip, uğruna hayatınızdan tekme tokat çıkardığınız kişi  ya dönüp gider ya da elini uzatır. Elini uzattıysa diğerini iyi ki hayatımdan çıkardım diye sevinebilirsiniz. Peki ya diğer seçenek olursa ? O tekmelediğiniz insana koşmaya utanmayacak mısınız ? Hadi koştunuz diyelim. Burada da iki ihtimal var: Ya elinizi tutar da onun yüzünü görürsünüz ya da arkasını dönüp gider ve siz de onun sırtına sapladığınız bıçağa bakar, neden gittiğini anlarsınız. Elinizi tutarsa şanslı sayabilirsiniz kendinizi. Tutmazsa ne kızabilir ne de küsebilirsiniz. Nasıl kızmayı planlıyorsunuz ki ? O düştüğünde siz onun elini tutmak yerine bir başkasına koşarak gittiniz. Kimse sizin yedekte bekletebileceğiniz  nasılsa orada diyebileceğiniz değersiz biri değil.

Sadece kendi hislerinize, hayatınıza odaklanmayın. Neyin kimi ne derece kırabileceğini bilemezsiniz. Zor zamanında ikinci plana attığınız birinin nasıl hissettiğini ben size söyleyeyim: Değersiz. O an o insan için “iyi gün dostu” oluyorsunuz.

Vatanım Sensin dizisinde Yıldız, yaptığı kötü şey karşısında elini bırakan Yakup’a şöyle demişti: “Bırakma o zaman. Sadece güzelken değil her şey kötüyken de bırakma.” İnsanların sadece  iyi zamanlarında yanlarında olmayı, kötü zamanında derdini anlatmak istediğinde arkanızı dönüp gitmek onları yalnız bırakmak arkadaşlık değil. Bir insanı bırakıp gidecekseniz ” ben her zaman burdayım” demeyin. Demeyin ki birinin hayal kırıklığı olmayın. Siz onun için bir hayal kırıklığı olurken hayatında birçok şeyi de beraberinde yıkıyorsunuz. Sonra da kendi başına kendini onarmasını istiyorsunuz.

“Fizik kurallarına göre sırtını dayadığın herhangi bir şey birden bire giderse, o yöne doğru devrilirsin. Bunun güçsüzlükle alakası yok.”

Yasenur Corcor