Bir Hoşçakal ve Sonrası

Sen her şeyi tek bir sözle bitirdin. Asla bitmeyeceğine inandığım o büyülü hissin artık içimden gitme vaktinin geldiğini gösteriyordu sözlerin. Nasıl bir hayal kırıklığı yaşadığımı da, içimde uçuşan kelebeklerin kanatları koparılıyormuş gibi acı çeke çeke ölümüyle içimin nasıl buz kestiğini de anlatmaya kelimeler yetmez.

Benim masal sandığımı sen kocaman bir enkaza çevirdin. Altından kolay kolay kalkamayacağım boyumdan büyük bir enkaz. Önce her şeyi beraber yapacağımıza her şeyi beraber aşacağımıza inandırdın, sonra da benim bütün inanışlarımı yerle bir ettin. Sana öyle güvendim ki gözlerimi kapatıp göğsüne yaslanabilirdim. Ama sen gittin. Koskoca yangının ortasına her şeyi beraber aşacağınıza inandırdığın çekip giderken de bütün inanışlarını bütün umutlarını kırdığın bir kadını attın. O yangını tek başıma aşmamı bekledin. Baharını biz yaşadık belki de, yangınını ben tek başıma yaşamak zorunda kaldım.

Her şeyi bu hale getirirken hiç mi canın yanmadı ? Beni canından çok severken bana nasıl kıydın , bize nasıl kıydın ? Bir an, bir an bile tereddüt etmedin her şeyi tuzla buz ederken. Sonra da durdun ve bana baktın. Çırpınışlarımı da haykırışlarımı da duydun. Ama bir kere dönüp elini uzatmadın. O zaman anladım ki insan, kıydığının çığlıklarını duysa da duymak istemedikten sonra sağır oluyormuş. Bana tüm bunları yaşattıktan sonra sanki ayaklarının altından yeri çeken benmişim gibi davrandın. Canı yanan, içi kavrulurken dışarıya gülmek zorunda olan senmişsin gibi ve belki de en acısı yaptıklarıyla arkasından ağlatmaya bile utandıran benmişim gibi…Aramıza öyle mayınlar döşedin ki öyle davrandın ki ben utandım. Arkandan ağlamaya da ‘evet, benim sevdiğim’ demeye utandım.

Koşa koşa aceleyle gittin benden. Biletini ne zaman ayarladığını bilmiyorum. Ama ben o ayrılığın o an geldiğini hiç zannetmiyorum. Arkanda belki de hiç sönmeyecek bir yangın bıraktın da zerre kadar umrunda olmadı. Tek dileğin gitmekti.

Sana kızgınım, sana çok kırgınım. Göğsünü yumruklayıp bağırmak çağırmak isterdim. Bir zamanlar ‘evim’ dediğim göğsünü şimdi darmaduman edesim var. Nefesini kesene kadar yumruklamak isterdim. Sen benim nefesimi tek bir ‘hoşçakal’ ile kestin. Şimdi de ben aynısını yapmak istemez miyim sanıyorsun ? İsterim ki göğsünü delecek kadar şiddetli bir acıya ev sahipliği yapsın o çirkin kalbin.

 

Bunları dilemek kolay değil.Bana yaşattığın her şeye rağmen kalbim buz kesmiş olsa bile ben acı çekmeni temenni edemem ki, edemem. Çirkin kalbini, beni seven güzel bir adamın güzel kalbi olarak dondurmak istiyorum zihnimde. Seni her şeye rağmen güzel hatırlamak istiyorum. Şu dünyanın bütün yükünü benim omuzlarıma bindirsen de ben senin omzuna yük binmesini dileyemem. ‘İyiki’ dediklerim ‘keşke yapmasaydım’ olarak rafa kalksın istemiyorum. Ve korkuyorum. Beni ağlamaya bile utandıran bir adam acaba durur mu ?

Merak etme. Hayatımın sonuna kadar seni sevmeyeceğim. Gün gelecek benim kalbim senin için atmayacak. Gün gelecek o kıyamadığım canını umursamayacağım bile. Çünkü biliyorum. Ben o yangından da enkazdan da tek başıma çıkabilirim. Senin elini tutmadan da ayakta durabilirim. “Seninle doğmadığıma göre sen gittiğinde de ölmem.” Sen beni bilirsin. Tek durmakta inatlaştığımı, senden önce bir ele bakmadığımı, mutluluğumu sadece tek bir kişiye tek bir şeye bağlamadığımı bilirsin. Hatta seninleyken bile sana çok bağlanmamaya çalıştığıma şahitsin sen. Ben elbet seni unutacağım. Ama şunu bil : Sen beni böyle paramparça ettin diye ben kapılarımı aşka kapatmayacağım. Senin yaptıklarının bedelini asla birine ödetmeye kalkmayacağım. İyisiyle kötüsüyle sen benim için bir tecrübesin. Asla beni sonraki yaşantımdan alıkoyacak kadar güçlü bir anı değilsin benim için. Hayatıma girecek kişiyi yine çok seveceğim. Bu bir intikam değil. Beni engellemene izin vermediğim gibi hayatımın bir şekilde sana inat yaşanmasına da izin vermeyeceğim. Kimsenin elini senin pişmanlığı görebilmek için tutmayacağım. Gerçekten tutmak istediğim için sevdiğim için tutacağım. Eğer hala aklında, kalbinde bir yerlerde olursam canın yanacak. Yeni doğmuş bir bebek yaşamak için nefes alır da o ilk nefes canını yakar ya, sen de acıdan ölmemek için aldığın her nefeste canının yandığını , asıl o zaman öldüğünü göreceksin. O acıyı iliklerine kadar hissettiğinde anlayacaksın, her şeyin çok geç olduğunu. Öyle yanacaksın ki kül olacaksın. Ben intikam almaya çalışmasam da istemesem de bu hayat benim canımın yanmasının bedelini ödetecek sana.  Belki senin de hayatın alabora olacak, belki de küçük küçük yanacak canın. Öyle ya da böyle hiçbir şeyin karşılıksız kalmadığı bu dünyada bunlar da karşılıksız kalmayacak..

Senin ışığını söndürmeye çalıştığın gözlerimi her gün daha mutlu bir şekilde açıyorum. Seni unutmak, benim kendime verdiğim ve tutmak zorunda olduğum bir söz. Ben kendim için seni unutacağım. Benden daha fazla şey almaman için, beni bu acıya susacak hale getirmemen için, beni daha fazla eksiltmemen için unutacağım. Çünkü benim sana feda edecek senin ayaklarının altına serecek bir kalbim de yok, bir hayatım da. Sen beni her ne kadar yıkmak istesen de ben dik duracağım. Omzuma yüklediklerin yüzünden eğilmeyeceğim ben. Bu aşk bizimdi belki ama bu savaş sadece benim. Bu benim için sadece bir unutma meselesi değil. Bu benim için eksilmeme meselesi. Bütün bunları duruşumu ve en önemlisi gülüşümü kaybetmeden sırtlanacağım. Ve er ya da geç bende açtığın her yarayı kendim saracağım. Tekrar acımamak üzere!

   Yasenur Corcor